İnfertil Erkeklerdeki Sperm DNA hasarının COMET assay ile Tayini
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Çukurova Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Temel Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2010
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Ayşen Durmaz
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): NURTEN DİKMEN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:İnfertilite, doğum kontrol yöntemi uygulamayan çiftlerde 1 yıllık sürede gebeliğin gerçekleşmemesidir. Erkek infertilitesi, infertil çiftlerin % 10-30'unda tek neden, % 15-30'unda ise kadındaki probleme ek olarak karşımıza çıkmakta, dolayısı ile vakaların yaklaşık % 50'sinde görülmektedir.Günümüzde erkek bireyin değerlendirilmesinde rutin olarak, spermiyogram analizi kullanılmaktadır. Bu analiz sayesinde erkek infertilitesinin yaklaşık % 40-60'ında altta yatan etken ortaya konulabilmekteyken yaklaşık % 50'lik bir kısmında sorunun ana kaynağı tam olarak anlaşılamamakta ve idiyopatik infertilite olarak sınıflandırılmaktadır. Bu hasta grubu için de tanıyı koydurtabilecek ve tedaviye yön verecek yeni testlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu anlamda son yıllarda en çok ?Sperm DNA Hasarı? üzerinde durulmaktadır.Bu çalışmada, infertil erkeklerdeki DNA hasarının basit, ucuz, duyarlı ve güvenilir bir yöntem olan COMET ASSAY ile tespit edilmesi planlanmıştır. Bu amaçla 20 normospermik, 20 oligospermik, 20 astenospermik ve 20 teratospermik olgunun sperm DNA hasarı hesaplanmış, sperm parametreleri ile DNA hasarı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca %85'i kısa kuyruklu olan ve %100 baş anomalisine sahip bir olgunun da mikroenjeksiyonu gerçekleştirilmiştir. Mikroenjeksiyon sonrası fertilizasyon, klivaj ve gebelik durumu takip edilerek DNA hasarı ile ilişkisi de incelenmiştir.İncelemeler sonucunda, normospermik grupta ortalama % sağlam DNA değeri 92,49 ? 7,92, teratospermik grupta 64,32 ? 32,08, oligospermik grupta 52,32 ? 26,59, astenospermik grupta ise 47,09 ? 35,48 olarak saptanmış olup normospermik gruptaki sağlam DNA oranının (%) diğer gruplardan anlamlı derecede (p<0,001) daha büyük olduğu saptanmıştır. Ayrıca DNA hasarının pronükleus oluşumunu engellemediği ancak, embriyo kalitesini azalttığı ve gebeliği negatif yönde etkilediği dikkat çekmiştir.