Feminist dıs politika ve Türkiye'de Kadın, Barış ve Güvenlik Gündemi: Tutarlılık-Araçsallastırma Gerilimi
Feminist Dış Politika: Türkiye'de Haklar, Temsil, Kaynaklar ve Gerçeklik, Zuhal Yeşilyurt Gündüz,Zehra Yılmaz Yağcı,Burcu Sarı Karademir, Editör, Heinrich Böll Stiftung Istanbul Ofisi, İstanbul, ss.148-184, 2026
- Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2026
- Yayınevi: Heinrich Böll Stiftung Istanbul Ofisi
- Basıldığı Şehir: İstanbul
- Sayfa Sayıları: ss.148-184
- Editörler: Zuhal Yeşilyurt Gündüz,Zehra Yılmaz Yağcı,Burcu Sarı Karademir, Editör
- Çukurova Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Beşinci Bölüm, “Feminist Dış Politika ve Türkiye’de Kadın, Barış ve Güvenlik Gündemi: Tutarlılık–Araçsallaştırma Gerilimi”, Burcu Sarı Karademir tarafından kaleme alınmış olup, FDP’yi yalnızca bir dış politika yaklaşımı olarak değil, devletin toplumsal cinsiyet rejimiyle derinden bağlantılı bütüncül bir siyasal çerçeve olarak ele almaktadır. Bölüm, FDP literatüründe son yıllarda öne çıkan 5R yaklaşımını –haklar, temsil, kaynaklar, araştırma/gerçeklik ve sonuçlarda kadınlar– ayrıntılı biçimde tartışmakta, ancak bu çerçevenin Türkiye gibi eşitlikçi olmayan cinsiyet rejimlerinde analitik olarak tek başına yeterli olmadığını savunmaktadır. Bu doğrultuda Sarı Karademir, FDP’nin başarısını değerlendirmek için altıncı bir boyut olarak tutarlılık (coherence) kavramını önermekte ve bu kavramı literatürde “policy coherence” yani politika tutarlılığı başlığı altındaki teknik tartışmalardan ayrıştırarak, iç ve dış politikanın aynı cinsiyet rejimi tarafından şekillendiği yapısal bütünlüğe işaret eden daha derin bir kavramsal çerçeve olarak geliştirmektedir. Bölüm böylece FDP’nin hem normatif bir dönüşüm iddiası hem de devletin cinsiyet rejimi tarafından şekillenen analitik bir olgu olduğunu ortaya koyarak, bu iç ve dış politikanın ayrılmazlığını vurgulamaktadır.
Bölüm, FDP’nin ancak devletin iç politikada sürdürdüğü cinsiyet rejimiyle uyumlu olduğu ölçüde anlamlı olabileceğini ileri sürmekte ve dış politikadaki eşitlik söylemlerinin içerdeki toplumsal cinsiyet düzeninden bağımsız düşünülemeyeceğinin altını çizmektedir. Bu noktada Sarı Karademir, dış politikada haklar, temsil veya kaynakların görünür kılınmasının, iç politikada demokratik gerileme, kadın haklarının kısıtlanması veya cinsiyet eşitliği kurumlarının zayıflamasıyla aynı anda gerçekleşmesi durumunda FDP iddiasının yapısal olarak çöktüğünü savunmaktadır. Böylece tutarlılık, yalnızca bürokratik eşgüdüm anlamına gelmeyip, devletin
Giriş21
cinsiyet rejimi ile dış politikadaki feminist iddialar arasındaki bütünsel siyasal uyuma işaret eden bir normatif gereklilik olarak konumlandırılmaktadır.
Bölümün devamında Sarı Karademir, eşitlikçi olmayan cinsiyet rejimlerinde FDP söylemlerinin uyarlanarak içeriksizleştirilme (co-optation) riskine açık olduğunu kapsamlı biçimde tartışmaktadır. Cinsiyet eşitliği politikalarında yetersiz olan devletler için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 1325 sayılı Kadın, Barış, Güvenlik (KBG/WPS) kararının bu anlamda elverişli bir alan açtığını vurgulayan Sarı Karademir, ayrıca insani yardım politikaları veya kalkınma işbirlikleri gibi alanların teknik, tarafsız ve siyaset-dışı temalar olarak sunulmasının, aslında feminist taleplerin içeriksizleştirilmesine ve yönetilebilir bürokratik çerçevelere indirgenmesine yol açtığını ve feminist akademisyenlerin eşitlikçi olmayan devletlerin yumuşak politika araçlarını feminist güvenlik gündemiyle beraber tartışırken temkinli olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu analiz, feminist gündemin militarize güvenlik yaklaşımlarına, ulusal kimlik söylemlerine ve aile merkezli toplumsal cinsiyet normlarına eklemlendiği örnekler üzerinden geliştirilmekte, böylece eşitlik söylemlerinin feminist içeriğinden arındırılarak sembolik bir dış politika aracına dönüştürülebileceği ortaya konmaktadır.
Bölümde, norm temelli niteliğini giderek yitiren liberal uluslararası yapının ve yükselen toplumsal cinsiyet karşıtı dalganın –özellikle Türkiye açısından bir çapa etkisi yaratan–büyük güçler tarafından benimsenmesinin FDP’yi nasıl kısıtladığı tartışılmaktadır. Ardından, Türkiye’nin giderek daha al-ver odaklı (transaksiyonel) bir nitelik kazanan uluslararası ilişkilerinin de FDP’ye yönelmesini zorlaştırdığı kapsamlı biçimde değerlendirilmektedir. Türkiye bağlamında ise FDP’nin uygulanabilirliğinin doğrudan mevcut cinsiyet rejimi tarafından şekillendirildiği savunulmaktadır. Türkiye’de FDP gündeminin zaman zaman insani yardım, kalkınma iş birliği veya KBG gibi çerçeveler üzerinden görünürlük kazanmasına rağmen, bu alanların çoğu kez teknikleştirilmiş, siyasetsizleştirilmiş ve kadınların öznelliğini sınırlayan bir içerikle yürütüldüğü vurgulanmaktadır. Türkiye’deki toplumsal cinsiyet rejiminin aile merkezli, muhafazakâr ve hiyerarşik yapısının FDP’nin dönüştürücü iddiasıyla yapısal bir gerilim yarattığını gösteren Sarı Karademir, bu nedenle FDP’nin dış politikadaki performansının ancak içerideki cinsiyet rejiminin, hak temelli yaklaşımı ve kurumsal eşitlik kapasitesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.