A Wake-up Call: A Comparative and Contrastive Study of Gender Construction in Major Utopian and Dystopian Works by Burdekin, Atwood, Gilman, and Hossain


Creative Commons License

Öğr. Gör. Dr. MUSTAFA KARA

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İngiliz Dili ve Edebiyatı, Türkiye

Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hasan Baktır

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: İngilizce

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

            Feminist ütopik ve distopik eserler benzer konuları farklı yaklaşımlarla ortaya koymaktadır. Feminist ütopyalarda, mevcut ataerkil sistemler ile kurgusal toplumlar arasında keskin bir fark vardır. Zevcelik, annelik gibi geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri feminist ütopik romanlarda genellikle kullanılmaz. En önemlisi, erkekler ve buna bağlı olarak kadınlar üzerindeki erkek egemenliği ya hiç yoktur ya da yıkılmıştır. Bu şekilde, çoğu yazar cinsiyetin biyolojik bir varlık olduğu, toplumsal cinsiyetin ise toplumsal normların bir inşası olduğu fikrini vurgular. Feminist distopyalarda ise aynı toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlığın özellikle totaliter rejimler tarafından bir aşağılama biçimi olarak tasvir edilmesi ya da kadınların toplumsal cinsiyet kategorileri nedeniyle nesneleştirilerek cezalandırılması gibi aşırı sınırlara taşınır. Kadınların yaşamları, içinde yer aldıkları toplumların ve devletlerin bazı aygıtları tarafından kontrol edilmekte ve düzenlenmektedir. Ütopik ve distopik edebiyatın paralel amaçlarını göz önünde bulunduran bu tez, Charlotte Perkins Gilman'ın Herland adlı ütopik romanı ve Begum Rokeya Sakhawat Hossain'in Sultana's Dream adlı ütopik öyküsü ile birlikte Katharine Burdekin'in Swastika Night ve Margaret Atwood'un The Handmaid's Tale adlı iki distopik romanını karşılaştırmayı amaçlamıştır. Böylece, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine boyun eğmenin kadınların parçalanmasına yol açtığı ve böylece egemen itaatkarlığın sürdürülebilirliğini sağladığı, oysa bu rollerin yıkılması ve normatif referanslara karşı direnişin yeni perspektifler açarak kadın kimliğini güçlendirdiği ve böylece kadınların özgürleşmesini sağladığı fikrini ortaya koymuştur.