Sözleşme Hukukunda İfa İkameleri ve İfa Karineleri
Tez Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye
Tez Danışmanı: Nurcihan Özdoğan
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
İfa her borcun amacı ve yaşam anlamıdır. Tüm borçlar, borçlunun edimini gereği gibi ifa etmesi, alacaklının da alması gereken edime ulaşması hedeflenerek kurulur. Bu sebeple ifa edilen borç amacına ulaşmış sayılır. Bu andan itibaren borcun amacı yerine getirildiği için borç ömrünü tamamlar ve sona erer. Zira artık herhangi bir işlevi kalmamıştır. Sona eren borcun ardından yalnızca alacaklının ifa sebebiyle aldığı edimi elinde nihai olarak tutmasını ve ediminin sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak tasfiye edilmesini engelleyen hatırası kalır. TBK m. 131 hükmünde de kanun koyucu, bir borcun olağan sona erme biçimini ifa olarak belirtmiş ve borcun ifa dışında başka sebeplerle de sona erebileceğini ifade ederek devamındaki maddeleri düzenlemiştir. Çalışmanın başlığından anlaşılabileceği gibi odak noktamız olan meselelerden ilki ifa ikamesidir. Bu sebeple "ifa ikamesi" kavramının tanımına ve unsurlarına ulaşmak, ardından ifa ikamesi niteliği gösteren hukuki kurumları saptamak önem arz etmektedir. Tezde ifa ikamesinin ne olduğunun tespit edilebilmesi için tümdengelim metodu izlenmiş ve ilk olarak özel hukukun en çok başvurulan kavramlarından biri olan ifa kavramının hukuki niteliğini tespit etmek gereği duyulmuştur. Borçlar hukukunun bu popüler kavramı, hukukçular tarafından sıklıkla kullanılsa dahi bu kavramın hukuki niteliğine ilişkin tartışmalar ve bu konuda öğretide ileri sürülen kuramlar Türk-İsviçre hukukuna nispeten yabancıdır. İfanın hukuki niteliğine ilişkin kuramlar genellikle Alman hukukunda geliştirilmiştir. Genel olarak bahsetmek gerekirse ifanın hukuki niteliğini açıklamaya çalışan teoriler üç başlık altında tasnif edilebilir. İlk başlıkta anlaşma teorileri, ikinci başlıkta ifanın tek taraflı sübjektif hukuki niteliğini ele alan teoriler son başlıkta ise maddi fiil teorisi yer alır. Alman öğretisinde anlaşma teorileri neredeyse tamamen etkisini yitirmiş ve terk edilmiş durumdayken Türk-İsviçre hukukunda hâkim teori, anlaşma teorilerinden biri olan sınırlı sözleşme teorisidir. Ancak elde edilen veriler ve tezde sunulan gerekçelerle anlaşma teorilerinin kabulüne imkân olmadığı gerçeği fark edilmiş ve çalışmada açıklanan sebeplerle tezde amaçsal ifa teorisi benimsenmiştir. Bu teoriye göre, borçlu taraf edimini alacaklının katılımı olmaksızın tek taraflı bir biçimde ifa edebilir. Ayrıca ifanın objektif ve sübjektif iki unsuru bulunur. Objektif unsur borçlunun, borçlandığı edimi gereği gibi ifa etmesiyken sübjektif unsur da ifayı gerçekleştiren borçlunun bir itfa belirlemesi yaparak yerine getirdiği edim ile borcu arasında bağlantı kurması gerekliliğidir. Bahsedilen bu itfa belirlemesi, varması gereken bir hukuki işlem benzeri fiildir. İfanın hukuki niteliğinin tespitinin ardından ifa ikamesinin tanımı ve unsurlarına ulaşmak mümkündür. İfa ikamesi olarak tespit edilecek kurumlar ifanın işlevini tıpkı onun gibi yerine getirmeli ve bunu ifanın hukuki niteliğine uygun olarak gerçekleştirmelidir. Bu kapsamda ifanın çift taraflı işlevine uygun olarak bir ifa ikamesi, borcu sona erdirmeli, alacaklının ifa menfaatini tatmin etmeli ve benimsediğimiz amaçsal ifa teorisi uyarınca, alacaklının katılımı olmaksızın borçlunun yapacağı tek taraflı bir itfa belirlemesiyle gerçekleştirilebilmelidir. Sayılan bu özelliklerin her birini taşıyan takas ve tevdi kurumları birer ifa ikamesidir. Ancak öğretide ifa ikamesi olarak sayılan pek çok kurum, bahsedilen unsurların hepsini taşımadığı için teorik anlamda birer ifa ikamesi değildir. Dar anlamda borcu sona erdiren bütün sebepleri veya edimin değiştirilerek alacaklıya onun rızasıyla bir ikame edim sağlanan tüm durumları, "ifa ikamesi" olarak adlandırmak, bu kavramın içini boşaltmakta, anlamını flulaştırmakta ve dolayısıyla kullanımını anlamsız hale getirmektedir. İfa ikamesi kavramı, alacaklının sözleşmede kararlaştırılan menfaatinin olağan şekilde borcun ifa edilmesi yolunun dışında ve alacaklının kararlaştırılan edimi almasıyla karşılandığı sona erme sebepleriyle sınırlı tutulmalıdır. İfa karineleri ise kanun koyucunun, TBK m. 103 ila 105 arasında makbuz ve senedin iadesine bağladığı sonuçlardan ibarettir. Türk hukukundaki genel ispat yükü kuralı gereği, borcun ifa edildiğini borçlu ispat etmelidir. Borçlunun ispat etmesi gerekenler bununla da sınırlı değildir. Borçlu tam ve doğru bir biçimde, gereği gibi ifayı gerçekleştirdiğini de ispatlamalıdır. Borçlu bahsedilen bu ispat faaliyetini gerçekleştiremediği ihtimalde maddi anlamda gereği gibi ifa ederek kurtulduğu borcunu yeniden ifa etme rizikosuyla karşı karşıyadır. İşte kanun koyucu tam olarak bu tehlikenin önüne geçmek maksadıyla Borçlar Kanunu'na, maddi hukuk anlamında bir etkisi olmayan, yalnızca ispat tekniği açısından hüküm ve sonuçlar doğuran birtakım karineler ekleyerek borçlunun ifayı ispatlamasını kolaylaştırmak istemiştir. Bu kapsamda TBK'da, borcunu ödeyen borçluya, makbuz düzenlenmesini ve varsa borca ilişkin düzenlenmiş borç senedinin geri verilmesini talep etme hakkı tanınmıştır. Düzenlenen makbuz, üzerinde belirtilen borcun sona erdiği; dönemsel edimlerde önceki döneme ait edimlerin de ifa edildiği; anaparanın tamamı için verildiğinde, faizlerin de alınmış sayıldığı yönünde karinelerin ortaya çıkmasını sağlar. Ayrıca alacaklının bir edimi, hiçbir çekince ileri sürmeden ifa olarak kabul edip daha sonradan bu edimin ayıplı veya aliud olduğunu ileri sürmesi durumunda ispat yükünün ters çevrildiği kabul edilmektedir. Senedin geri verilmesi ise borcun sona erdiği karinesini doğurur. Kanun koyucu, alacaklının, düzenlenen borç senedini kaybettiğini iddia ederek geri vermekten kaçınması durumunu da göz önünde bulundurmuştur. Bu durumda, borçlu, borç senedinin iptalini ve borcun sona erdiğini gösteren resmi veya usulüne uygun onaylanmış bir belgeyi talep etme hakkına sahiptir.
Anahtar kelimeler: İfa, ifa ikameleri, tevdi, takas, ifa karineleri, makbuz, borç senedinin iadesi